20 Şubat 2010 Cumartesi

y â d

Sor okuyana

Sor, okunana

Sor, okumakla emrolunana

Sözün sahibi sormadan, sor.

Kuşu dörde bölene sor
Ve dağın dört yamacına gömene;
Sonra adıyla çağırana
Yahut, kuşu uçurana sor.

Baltayı bir boyna asana sor,
Balta boynuna asılana değil;
Ne de elini boynuna asana...

Soracaksan, elini koynuna sokana sor
Ve bembeyaz çıkarana...

Asma bahçelerinde içenlere sorma
Onların sonu hem fenâ bir sarhoşluktur,
Hem de başları ağrıtılır, içtiklerinden.

Asma bahçelerinde içenler,
Kendi elleriyle kendilerine ettiklerini bilmez olur mu hiç!

Onlar yarın, içleri boşalmış hurma kütükleri olacaktır.

Onların bahçeleri, serinliksiz gölgeleridir
Yıkılmaz sanılan evlerin
Batmaz denilen gemilerin ve sanemlerin ki gûya onlar,
Hiçbir duâyı geri çevirmeyecekti
Asma bahçelerinde edilen.

Halbuki ateşten denizde yüzen ahşap ve kömürden balıklar,
Peynir ve helvadan tanrılara yeğdir.
Ve makbûldür soğuk ve selâmetli
Ateşten gölün balıklarının dudak kıpırtıları;
Son arzusunda başının
Göğsüne yakın yerden kesilmesini isteyen -heybetlice-
Zâil olucu devlet sâhibinin ettiği duâdan,
Kölesinin göğsüne basarak.

Sen soracağında köleye sor,
Boşadığı kadınla evlenilen köleye, meselâ...
Yahut gözleri görmeyene sor,
Ardından bir îkazla gelmeden
Ve o onları görmese de
Onlar, onu görmeden.

Sen, o, aralarında didişip duranları bilir misin?
Ya aralarında göz kırpıp gülüşenleri...

Bir de aralarında o sözü değiştirenler vardır
Bunların bazısı da aralarında kendilerince bir düzen kurar.

Sen bunlara ancak
Gidilebilecek en kötü yeri sor
Onun gürültüsü ki çağlar ötesinden duyulur
Ve zamanı çürütür, kokusu.
Bir de memeuçlarından asılanları sor
Daha da sorma.

Bırak.

Yüzçevir.

"Size olsun," de; "ve sizindir; sizinki."

Sorma, boş bir söz işitilmeyen yeri,
Ne de bir yalan...
Sorma saf saf duranları
Fevc fevc gelenleri
Dolu dizgin koşan atları
Siyah ipliği beyaz iplikten ayıranı
Ne de karınlarda gizli olanı
Bileni

Herşeyi

Emin ol
Toplanıldığı gün orada olacaksın
Havuzun başında
Sancağın altında
Köprüdeki bir sunulmuşun bir adanmışın bir bağışlanmışın tahtında.

Sen yolu, köprünün mimarına sor.

O ayıpları örter
Noksanlara bakmaz
Vazgeçileni geri çağırmaz
Gözyaşı döküleni alaya almaz
Unutulur sanılanı unutmaz da unutulanı hatırlatmaz.

Müsterih ol;
Buhtunnasır'ın korkak ateşi
Babil'i yakar, İbrahim'i yakmaz.